3 Aralık 2017 Pazar

Organ nakli haram!| Süleymancı Mehmet Fahri Sertkaya anlatıyor...

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, süleymancılar cemaati, tarikat, organ nakli caiz mi, haram, organ bağışı, içimizdeki israil, kripto yahudiler, siyonizm, video izle, basın,medya, organ reddi, sabetayistler,

Videoyu openload kanalımızdan izleyin...


DİKKAT! BURAYI OKUSANIZ İYİ OLUR: Bu bir telefon görüşmesi kaydıdır. Konu çok çok özet hali ile ve giriş seviyesinde anlatılmıştır. Konuşmada bahsedilen bazı videoları ve bilimsel yazıları ve ilmi izahlar içeren yazıları aşağıdaki bağlantılarda bulabilirsiniz. Telefon görüşmesi birkaç sene öncesine aittir. Bu görüşmede organ nakli meselesine genel çerçevede bakılmamış, bedenin değersiz bir atık olarak görülmesine ve zorlama yorumlarla organ nakline cevaz verilmesine itiraz edilmiştir. Lakin art niyetli bazı kimselerin çarpıttığı şekilde "Beden çok kıymetlidir, yaşarken de ameliyat yapamazsın, kesemezsin, ölümden sonra da hiçbir şartta kesemezsin" denilmemiştir. 

12 Mayıs 2017 Cuma

İbrahim Erkal'ın ailesinden topluma örnek davranış: Organlarını kesinlikle bağışlamayacağız | Akademi Dergisi


AİLESİNDEN ÖRNEK DAVRANIŞ

İbrahim Erkal hakkında ''Beyin ölümü gerçekleşti ancak diğer organları hâlâ çalışıyor'' açıklaması yapılınca, akıllara ''Erkal'ın organları acaba bağışlanacak mı?'' sorusu geldi. Ailesi ise bütün topluma örnek olacak bir davranışla 'Kesinlikle hayır' diyerek organlarını bağışlamadı. 

'Süper vali' lakaplı Recep Yazıcıoğlu'nun da beyin ölümü gerçekleşince, #İçimizdekiİsrail'in ve #İçimizdekiErmenistan'ın, ULUSLAR ARASI SİYONİST ORGAN KAÇAKÇILIĞI ŞEBEKESİne hizmet eden basın ve medya teröristleri, aileyi baskı altına almış, kamuoyunu da maksatlı şekilde yönlendirmişti. Yazıcıoğlu'nun Diyanet işleri başkanlığı da yapmış olan ağabeyi ''Hayır. Organ bağışını, dinimizce doğru bulmuyoruz. Bağışlamayacağız.'' diyerek, bu çevrelerin Yazıcıoğlu ailesi üzerinden ülke genelinde oluşturmak istediği havaya/kabullenişe izin vermemiş ve net duruş sergilemişti. 

Detaylar için bkz: https://goo.gl/2gVQVS

3 Nisan 2017 Pazartesi

İnsandan insana organ nakli tarih oldu sayılır; Ispanaktan kalp dokusu ürettiler | SağlıklıYaşam.TV

doku mühendisliği, hücre, sağlık, sağlıklı yaşam tv, organ nakli \ bağışı, kalp damar hastalıkları, biyomedikal mühendisliği, yapay organ, akademi dergisi, kimya,

Ispanaktan kalp dokusu ürettiler!

Amerikalı bilim adamları, nakil bekleyen hastalara bitkilerden organ üretme çalışmalarında çığır açacak inanılmaz bir buluşa imza attı.

Massachusetts’teki Worcester Politeknik Enstitüsü (WPI) araştırmacıları, Ispanak yaprağını, çalışan bir insan kalbi dokusuna çevirmeyi başardı. Yapraktaki hücreler vasıtasıyla da insan kan hücrelerine benzeyen sıvı ve mikro boncuklar gönderen araştırma ekibi, sonrasında ıspanak hücrelerini insan hücrelerine tohumladı.

Bu çalışmanın olumlu sonuçlar vermesi, Ispanağın çok yaygın bir bitki olması nedeniyle de ayrıca sevindirdi. Worcester Politeknik Enstitüsü’nde biyomedikal mühendisliği profesörü Glenn Gaudette;

➥ ''Hâlâ yapacak çok işimiz var, ancak bugüne kadar yaptığımız çalışmalar içinde bu çok umut verici oldu. Çiftçilerin binlerce yıldır topladığı bitkiler doku mühendisliğinde kullanılmak üzere bir dizi problemi çözebilir.'' dedi.



Yapay organ üretiminde yeni bir başarı daha: Gerçek kan gibi kullanılabilir yapay kan üretildi | Akademi Dergisi

akademi dergisi, sağlıklı yaşam tv, sağlıklı yaşam, organ nakli \ bağışı, yapay kan, bristol üniversitesi, kan nakli, hücre, anemi, talasemi, kök hücre, sağlık

Güvenilir kan ihtiyacının dünya genelinde gittikçe arttığı günümüzde, araştırmacıların bu yöndeki çalışmaları da hız kazanmış durumda... Son yapılan çalışmada ise bilim adamları yapay kan üretmeyi başardı.

Günümüzde güvenilir nitelikte kana olan ihtiyaç giderek artmakta. Şu ana dek her ne kadar kan üretimi konusunda başarılı girişimler olsa da bu yöntemlerin halihazırdaki ihtiyaca cevap vermesi oldukça zor. Bundan dolayı da yeni yöntemlerin geliştirilmesi gerekiyordu. Bristol Üniversitesi ve İngiltere'nin Ulusal Sağlık Hizmeti'nin Kan ve Kan Nakli Bölümü'nden bir ekibin yaptığı çalışma bu konuyu çözmüşe benziyor.

Hacimli eritrosit üretimi artık mümkün

Araştırmaya konu olan kan hücreleri kırmızı kan hücreleri olarak da adlandırılan eritrositler. Bilim adamlarının çalışmasını benzerlerinden ayıran en önemli detay da bu hücrelerin sonsuz bölünebilme kapasitesine sahip oldukları bir aşamada yakalanması. Zira bu aşamadaki hücreler ile uygun bir hat oluşturan ekip bu sayede tekrar edilebilir bir üretim süreci elde etmiş.

Devrim niteliğinde çalışma

Şu ana dek kullanılan yöntemlerde bağışçılardan alınan kök hücrelerin uygun bir şekilde olgun eritrositlere dönüşümü sağlanıyordu ki bu tahmin edeceğiniz üzere sürekli bir bağışçı ihtiyacına sebep oluyordu. Bu yöntem sayesinde artık hacimli eritrosit üretimi mümkün görünüyor ki bu açıdan çalışma adeta bir devrim niteliğinde. Yöntemin orak hücreli anemi ve talasemi hastalarına oldukça faydalı olacağı düşünülürken bu yılın sonunda ilk testlere başlanılması planlanıyor. Son olarak devrim niteliğindeki bu çalışmanın ne zaman yaygın kullanım alanı bulacağı ise henüz bilinmiyor.

1 Kasım 2016 Salı

Soğumamış bir vücut, ölmemiş bir vücuttur ve organları alınamaz | Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

akademi dergisi, beyin ölümü, caiz mi, fetva emini, kadavra, mehmet fahri sertkaya, organ nakli, organ reddi, organ ticareti, siyonistler,

Soğumamış bir vücut ölmemiş bir vücuttur ve organları alınamaz. 

Soğumuş bir vücut, ölü ve kanı pıhtılaşmış, damarları ve organları tıkanmış bir vücuttur ki bunun da organları alınsa bir işe yaramaz. Dolayısı ile gerçekten ölü kişilerden organ almak nerede ise imkansızdır. Organ naklini nerede ise imkansız hale getiren bu sıkıntının önüne ''Beyin ölümü" tabiri uydurularak ve halen sağ olup, acıyı da hisseden insanların organları alınarak geçilmiştir. 1968'den beri kullanılan ''Beyin ölümü'' tabiri bir sahtekarlıktan başka bir şey değildir. 

Kalbi ve solunumu durduktan tam altı saat sonra bile normale dönen yani bu altı saatlik kriz halinde bile ölmemiş olan hastalar var. Doktorların gerektiğinde bir ya da bir buçuk saat kalbi durdurdukları da biliniyor. Bu nedenle bir kişinin gerçekten öldüğüne emin olmak için MUTLAKA uzun bir süre beklemek gerekiyor. Gerçekten ölmüş birisinin bu bekleme süresi içerisinde zaten organları kullanılamaz hale geliyor. O halde ahlaklı bir hekim için kadavradan-ölüden organ nakli 'İMKANSIZ' duruma geliyor.

Bu yüzden beyin ölümü gerçekleşen ama makineye bağlı olan hastalara çok kıymet veriliyor. Bunlar da gerçekte ölmemiş oldukları halde 'geri dönüşü imkansız' denilerek fişleri çekiliyor. Hatta fişi çekildi denilse de parçalayıp organlarını alana kadar makine desteği çekilmiyor. Hastanın bu anda bilinci de açıksa narkozsuz parçalanışının acısını çekiyor. Ama beyin fonksiyonları zarar görmüş olduğu için -bir çeşit felç hali gibi- vücudu ile tepki veremiyor.

Her iki durumda da organ nakline cevaz vermek dinen mümkün görünmüyor.

Bundan da öncesi var ki, insan vücudu başka bir insanın organını, en mükemmel şekilde nakil edilmiş bile olsa ret ediyor. Buna organ reddi deniliyor. Organ naklinin ilk defa denendiği günlerden bu güne kadar geçen onlarca sene boyunca organ reddi sorununa çare bulunamadı. Bu engeli aşmak için de nakil yapılan hastalara çok çok ağır ve bağışıklık sistemini nerede ise yok eden ilaçlar bir ömür kullandırılıyor ki bağışıklık sistemi bu yabancı organı ret etmesin. 

Bu ilaçlar vücudu öyle bir hale getiriyor ki, ilaçları kullanan insanlar en basit bir etkenden bile tesirlenip ciddi hastalıklara yakalanıyorlar. Aynı anda çok sayıda ciddi hastalığa yakalananlar da oluyor ve hayatları çilekeş oluyor. Bu hususta bir araştırma yapılsa ve nakil yapılmış hastalara;

➥ "Size bu durum baştan gereğince anlatıldı mı? Bu hale geleceğinizi bilseydiniz organ naklini yine de kabul eder miydiniz? Hayatınızdan memnun musunuz? Organ nakli gerçekten de hayatınızı kurtardı mı? Bu yaşadığınız hayat mı?" 

diye sorulsa, ezber bozucu bir netice çıkacağından emin olabilirsiniz. 

Aldanmayın! Türkiye organ kaçakçılığında merkez üs olan ülkelerden biridir. Ülkemizde, dünya genelinde organ ticareti yapan Siyonist gizli Yahudilerin on binlerce etkin elemanı, siyaset, tıp, hukuk sahalarında aktiftir ve korkutucu bir manzara hakimdir. Hükumetler ve Diyanet işleri kurumu bile bunların nüfuzundadır. 

7 Eylül 2016 Çarşamba

O da öldü | İlk kısmi yüz nakli gerçekleştirilen Fransız kadın öldü

tıbbın karanlık yüzü, yüz nakli, kısmi yüz nakli, organ reddi, bağışıklık sistemi, organ nakli,


Fransa’nın kuzeyindeki Amiens Üniversitesi Hastanesi tarafından yapılan açıklamada, 49 yaşındaki Dinoire'nin nisan ayında bir hastalık yüzünden hayatını kaybettiği ancak ailesinin isteği üzerine bu zamana kadar ölüm haberinin kamuoyuna açıklanmadığı belirtildi.

Açıklamada, kadının yüz nakline bağlı bir sağlık sorunu yüzünden mi yoksa başka bir nedenden mi öldüğü konusunda ise bilgi verilmedi. Kadının başka bir hastalık nedeni ile ölmesi durumunda ailesinin bunu neden gizlemek isteyeceğine dair mantıklı bir tahmin de yapılamıyor. 

Köpeği tarafından yüzünün ısırılarak tamamen parçalanmasının ardından 2005 yılında Fransız doktorlar Bernard Devauchelle ve Jean-Michel Dubernard tarafından Dinoire'ye dünyanın ilk kısmi yüz nakli yapılmıştı. Bu ameliyat, dünyadaki yüz nakil ameliyatları alanında bir milat oluşturması açısından önem taşıyordu. Bu güne kadar, organ naklinin olumsuz yönleri kendisine iyice anlatılmadan organ nakledilen ve sonraki süreçte ölümle yüzleşen kişilerin sayısı tahmin bile edilemiyor. Tıp dünyası, dünya insanlığına organ nakli sistemini bir türlü objektif olarak anlatmaya yanaşmıyor. 


20. yüzyılın en büyük aldatmalarından biri: Beyin ölümü...

beyin ölümü, tıbbın karanlık yüzü, organ nakli, organ bağışı, organ mafyası, organ kaçakçılığı, yaşam destek makinesi, organ nakli kanunu, hukuk, ahlak kurulu,



BEYİN ÖLÜMÜ, ÖLÜM DEĞİLDİR

Beyin ölümü tabiri organ ticareti için 1968 tarihinde uydurulmuş bir tabirdir. Beyin ölümü kişinin ölümü demek değildir. İşte uzmanların, bilim çevrelerinin görüşleri...

* Beyin ölümü tanısı konulan hastalardan alınan organlar, esasında hâlâ canlı olan, kalbi atan, yardımla bile olsa nefes alıp-veren, kan dolaşımı devam eden, insan sıcaklığını taşıyan, hatta belki de ağrı duyan insanlardan alınmaktadır. 

* Beyin ölümü kavramı 1968 yılında başarılı kalp nakli ameliyatlarının yapılmasından sonra Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından ortaya atılmış ve bugün tıp çevreleri ve hükümetler tarafından hüsnükabul görmüş, 20. yüzyılın en büyük yanılgısından birisidir.

* Beyin ölümü kavramının organ nakillerine ‘malzeme’ sağlama ile yoğun bakımdaki belli hastaları ‘sessiz gemi’ye vakitsizce bindirme dışında hiçbir pratik faydası bulunmamaktadır.

* Beyin ölümü teşhisi koyulan hastalar organları alınana kadar ‘yaşam destek makinesi’nde tutulur, idrar takibi yapılır, enfeksiyon ihtimaline karşı antibiyotik verilir, hatta kalbi durursa kalp masajı yapılır. 

* Eğer anestezi yapılmazsa, beyin ölümü gerçekleşen hastalar organları alınırken neşter darbelerine tepki verir ve kan basıncı ile kalp atımı belirgin şekilde yükselir. İngiltere’de Norfolk ve Norwich Hastaneleri uzman anesteziyoloğu Dr. Phillip Keep 19 Ağustos 2000 tarihli Guardian gazetesine verdiği beyanatta “Beyin ölümü gerçekleşmiş kişinin organlarını alırken bıçağı vurduğunuzda nabız ve kan basıncı fırlar. Eğer hastaya anestezi vermezseniz hasta kımıldamaya başlar, kıvranır ve ameliyat etmek imkansız bir hal alır” demiştir.

* Literatürde beyin ölümü teşhisi konulan hamile kadının aylarca bu durumda kaldığı ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirdiği ile beyin ölümü gerçekleşen bir çocuğun ‘yaşam destek makinesi’ne bağlı olarak ve gerekli beslenmesi yapılarak 14 yıla kadar hayatta kaldığı rapor edilmiştir.

* Beyin ölümü teşhisinde hata yapmak mümkündür. Örneğin GuillianBarre sendromu, hipotermi ve bazı ilaçlar ve toksinler beyin ölümü belirtileri verebilmektedir. 

* Beyin ölümünün mutlak ölüm olduğunu savunan yazarlarının en temel savlarından birisi, beyinin bedendeki “en üst düzenleyici” olduğu, onun geri dönüşümsüz olarak hasarlanması ile yaşamın da sona ermiş olacağıdır. Oysa en az beyin kadar, kalp, karaciğer, böbrek ve diğer organlar da bedensel bütünlüğün ve hayatiyetin devamı için şarttır. Bunlardan her hangi birisinin “ölmesi” de diğer bütün organların iflası, dolayısı ile canlının hayatının sona ermesine yol açar.

* Kaliforniya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Pediatrik Nöroloji profesörü Shewmon, beyin ölümü kriterleri savunucularının temel dayanaklarından birisi olan, beyinin “bedenimizi bir arada tutan ana unsur” olduğu iddiasının tamamen tartışmalı olduğu, çünkü beyin ölümünün bedenin “dağılmasına” neden olmayacağını, dolayısı ile, klinik beyin ölümü durumunun ölümün biricik belirteci olarak tanıda kullanılmaması gerektiğini söylemiştir. Bedenimizi ‘bir arada tutan’ unsur kalptir. Ancak kalp öldüğü zaman, veya bedeni terk ettiği zaman beden ‘dağılır’. 

* 29.05.1979 tarih ve 2238 sayılı “Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun”un 5. maddesi “On sekiz yaşını doldurmamış ve mümeyyiz olmayan kişilerden organ ve doku alınması yasaktır” der. Ancak ülkemizde on sekiz yaşın altındaki beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin organları, bu yasağa rağmen, hekimlerin teşviki ve anne-babalarının onayı ile alınır ve medya da bunu ‘çarşaf-çarşaf’ haber yapar.

* Mevcut pek çok bilimsel veri ile beyin ölümünün mutlak ölüm olmadığı son derece açıktır. Aslında beyin ölümü sadece, böbrek yetmezliği veya karaciğerin iflası gibi bir prognoz göstergesidir. 

(Bu yazı Prof. Dr. Şahin AKSOY'un bir makalesinden özetle alıntılanmıştır.)

Bu güne değin en çok tıklanılanlar